Vergi Değil, Yük: Türkiye’de Maliye Politikası Kime Çalışıyor?
Yazının Giriş Tarihi: 22.12.2025 22:16
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.12.2025 22:18
Türkiye’de maliye politikaları uzun süredir “geçici çözümlerle kalıcı sorunları yönetme” anlayışı üzerine kurulmuş durumda. Vergi düzenlemeleri, teşvikler ve harçlar; üretimi, yatırımı ve istihdamı artırmak için değil, bütçedeki açığı kısa vadede kapatmak amacıyla şekillendiriliyor. Bunun bedelini ise her zaman olduğu gibi kayıt içinde kalanlar, vergisini düzenli ödeyenler ve sistemi ayakta tutan kesimler ödüyor.
Bugün açıklanan düzenlemelere tek tek baktığımızda ortak bir mantık görüyoruz:
Tahsilatı zor olandan değil, tahsilatı kolay olandan vergi almak.
Maliye Politikası: Üretimi Teşvik Eden Değil, Tüketimi Vergilendiren Bir Yapı
Türkiye’de vergi sistemi uzun zamandır dolaylı vergiler üzerine inşa edilmiş durumda. KDV, ÖTV, harçlar ve çeşitli işlem vergileri; bütçenin bel kemiğini oluşturuyor. Bu yapı, gelir dağılımını düzeltmek yerine bozuyor. Çünkü dolaylı vergiler, geliri ne olursa olsun herkese aynı oranda yansıyor.
Bugün gelinen noktada, maliye politikası üretimi teşvik eden bir araç olmaktan çıkmış; tüketimi ve işlemi vergilendiren bir tahsilat mekanizmasına dönüşmüştür. Araç alım-satımında noter harcı, kira gelirlerinde istisnanın kaldırılması, ruhsat harçları ve sürekli artan işlem maliyetleri bunun açık göstergesidir.
Genç Girişimci Politikası: Söylem Var, Destek Yok
Ülkeyi yönetenler her fırsatta gençlere girişimci olmalarını tavsiye ediyor. Ancak iş uygulamaya geldiğinde, genç girişimciye verilen destekler birer birer geri çekiliyor. BAĞ-KUR prim desteğinin kaldırılması bunun en somut örneğidir.
Gerçek bir girişimcilik politikası; gençleri vergi ve prim yüküyle boğmak değil, ilk yıllarda onları sistem içinde tutacak koruyucu bir zemin oluşturmak zorundadır. Bugünkü maliye anlayışı ise “önce öde, sonra ayakta kalabilirsen devam et” mantığıyla işlemektedir. Bu anlayış, girişimciliği teşvik etmez; caydırır.
Vergi Politikası Adalet Üretmiyor
Vergi adaletinden söz edebilmek için sadece “herkes vergi ödesin” demek yetmez. Asıl mesele, kimin ne kadar vergi ödediği ve bu yükün nasıl dağıtıldığıdır.
Kira gelirlerinde istisnanın kaldırılması, küçük ev sahibini hedef alırken; büyük sermaye gruplarının vergi planlamaları, istisna ve muafiyetlerle sistem içinde rahatça hareket edebilmesi ciddi bir çelişkidir. Aynı şekilde galericinin noter harcından muaf tutulup bireysel satıcının harç ödemesi, vergi politikasının kimleri koruduğunu açıkça göstermektedir.
Vergi sistemi, güçlü olanı değil; ulaşılabilir olanı vergilendirmektedir.
Sosyal Güvenlik Politikası: Sosyal Olmaktan Uzaklaşıyor
Doğum ve askerlik borçlanmalarında prim oranlarının %45’e çıkarılması, sosyal güvenlik sisteminin geldiği noktayı özetlemektedir. Sosyal güvenlik, vatandaş için bir hak olmaktan çıkıp, yüksek bedelli bir satın alma işlemine dönüşmektedir.
Emeklilik yaşı yükselirken, prim gün sayıları artarken ve borçlanma maliyetleri bu denli ağırlaşırken; vatandaşın geleceğe güvenle bakması mümkün değildir. Maliye politikası, burada da bütçeyi rahatlatmayı öncelemekte; sosyal devlet ilkesini ikinci plana itmektedir.
Ceza Odaklı Yaklaşım: Güven Değil Korku Üretiyor
Gayrimenkul satışlarında düşük bedel beyanına getirilen ağır cezalar, sorunun kaynağını değil sonucunu hedef almaktadır. Rayiç bedeller piyasa gerçeklerinden kopukken, sadece ceza oranlarını artırmak adalet değil, korku üretir.
Maliye politikası cezaya değil; şeffaflığa, denetime ve güvene dayanmalıdır. Aksi halde kayıt dışılıkla mücadele, kayıt içindekilerin daha fazla baskılanmasına dönüşür.
Harç ve Ruhsat Politikası: Esnaf Üzerinden Bütçe Toplama
Kuyumcu, galerici ve benzeri sektörlere getirilen yıllık ruhsat harçları, maliye politikasının en kolay yolunu seçtiğini göstermektedir. Kâr edip etmediğine bakılmaksızın alınan bu tür harçlar, küçük esnaf için sürdürülebilirliği tehdit etmektedir.
Oysa sağlıklı bir maliye politikası, esnafı ayakta tutarak vergi tabanını genişletir. Bugünkü anlayış ise daralan bir tabandan daha fazla tahsilat yapmaya çalışmaktadır.
Sonuç: Maliye Politikası Yeniden Düşünülmeli
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, geçici vergi düzenlemeleri ve sürekli artan harçlar değildir. İhtiyaç duyulan şey;
üretimi destekleyen,
girişimciyi koruyan,
küçük mükellefi ezmeyen,
vergi adaletini gerçekten önceleyen
uzun vadeli bir maliye politikasıdır.
Vergi toplamak devletin hakkıdır.
Ancak adil vergi toplamak, güçlü devlet olmanın şartıdır.
Barış Barışoğlu
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Barış Barışoğlu
Vergi Değil, Yük: Türkiye’de Maliye Politikası Kime Çalışıyor?
Türkiye’de maliye politikaları uzun süredir “geçici çözümlerle kalıcı sorunları yönetme” anlayışı üzerine kurulmuş durumda. Vergi düzenlemeleri, teşvikler ve harçlar; üretimi, yatırımı ve istihdamı artırmak için değil, bütçedeki açığı kısa vadede kapatmak amacıyla şekillendiriliyor. Bunun bedelini ise her zaman olduğu gibi kayıt içinde kalanlar, vergisini düzenli ödeyenler ve sistemi ayakta tutan kesimler ödüyor.
Bugün açıklanan düzenlemelere tek tek baktığımızda ortak bir mantık görüyoruz:
Tahsilatı zor olandan değil, tahsilatı kolay olandan vergi almak.
Maliye Politikası: Üretimi Teşvik Eden Değil, Tüketimi Vergilendiren Bir Yapı
Türkiye’de vergi sistemi uzun zamandır dolaylı vergiler üzerine inşa edilmiş durumda. KDV, ÖTV, harçlar ve çeşitli işlem vergileri; bütçenin bel kemiğini oluşturuyor. Bu yapı, gelir dağılımını düzeltmek yerine bozuyor. Çünkü dolaylı vergiler, geliri ne olursa olsun herkese aynı oranda yansıyor.
Bugün gelinen noktada, maliye politikası üretimi teşvik eden bir araç olmaktan çıkmış; tüketimi ve işlemi vergilendiren bir tahsilat mekanizmasına dönüşmüştür. Araç alım-satımında noter harcı, kira gelirlerinde istisnanın kaldırılması, ruhsat harçları ve sürekli artan işlem maliyetleri bunun açık göstergesidir.
Genç Girişimci Politikası: Söylem Var, Destek Yok
Ülkeyi yönetenler her fırsatta gençlere girişimci olmalarını tavsiye ediyor. Ancak iş uygulamaya geldiğinde, genç girişimciye verilen destekler birer birer geri çekiliyor. BAĞ-KUR prim desteğinin kaldırılması bunun en somut örneğidir.
Gerçek bir girişimcilik politikası; gençleri vergi ve prim yüküyle boğmak değil, ilk yıllarda onları sistem içinde tutacak koruyucu bir zemin oluşturmak zorundadır. Bugünkü maliye anlayışı ise “önce öde, sonra ayakta kalabilirsen devam et” mantığıyla işlemektedir. Bu anlayış, girişimciliği teşvik etmez; caydırır.
Vergi Politikası Adalet Üretmiyor
Vergi adaletinden söz edebilmek için sadece “herkes vergi ödesin” demek yetmez. Asıl mesele, kimin ne kadar vergi ödediği ve bu yükün nasıl dağıtıldığıdır.
Kira gelirlerinde istisnanın kaldırılması, küçük ev sahibini hedef alırken; büyük sermaye gruplarının vergi planlamaları, istisna ve muafiyetlerle sistem içinde rahatça hareket edebilmesi ciddi bir çelişkidir. Aynı şekilde galericinin noter harcından muaf tutulup bireysel satıcının harç ödemesi, vergi politikasının kimleri koruduğunu açıkça göstermektedir.
Vergi sistemi, güçlü olanı değil; ulaşılabilir olanı vergilendirmektedir.
Sosyal Güvenlik Politikası: Sosyal Olmaktan Uzaklaşıyor
Doğum ve askerlik borçlanmalarında prim oranlarının %45’e çıkarılması, sosyal güvenlik sisteminin geldiği noktayı özetlemektedir. Sosyal güvenlik, vatandaş için bir hak olmaktan çıkıp, yüksek bedelli bir satın alma işlemine dönüşmektedir.
Emeklilik yaşı yükselirken, prim gün sayıları artarken ve borçlanma maliyetleri bu denli ağırlaşırken; vatandaşın geleceğe güvenle bakması mümkün değildir. Maliye politikası, burada da bütçeyi rahatlatmayı öncelemekte; sosyal devlet ilkesini ikinci plana itmektedir.
Ceza Odaklı Yaklaşım: Güven Değil Korku Üretiyor
Gayrimenkul satışlarında düşük bedel beyanına getirilen ağır cezalar, sorunun kaynağını değil sonucunu hedef almaktadır. Rayiç bedeller piyasa gerçeklerinden kopukken, sadece ceza oranlarını artırmak adalet değil, korku üretir.
Maliye politikası cezaya değil; şeffaflığa, denetime ve güvene dayanmalıdır. Aksi halde kayıt dışılıkla mücadele, kayıt içindekilerin daha fazla baskılanmasına dönüşür.
Harç ve Ruhsat Politikası: Esnaf Üzerinden Bütçe Toplama
Kuyumcu, galerici ve benzeri sektörlere getirilen yıllık ruhsat harçları, maliye politikasının en kolay yolunu seçtiğini göstermektedir. Kâr edip etmediğine bakılmaksızın alınan bu tür harçlar, küçük esnaf için sürdürülebilirliği tehdit etmektedir.
Oysa sağlıklı bir maliye politikası, esnafı ayakta tutarak vergi tabanını genişletir. Bugünkü anlayış ise daralan bir tabandan daha fazla tahsilat yapmaya çalışmaktadır.
Sonuç: Maliye Politikası Yeniden Düşünülmeli
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, geçici vergi düzenlemeleri ve sürekli artan harçlar değildir. İhtiyaç duyulan şey;
üretimi destekleyen,
girişimciyi koruyan,
küçük mükellefi ezmeyen,
vergi adaletini gerçekten önceleyen
uzun vadeli bir maliye politikasıdır.
Vergi toplamak devletin hakkıdır.
Ancak adil vergi toplamak, güçlü devlet olmanın şartıdır.
Barış Barışoğlu
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir